|
KONFERANS NOTLARI |
Haziran 1985 |
|
AYAKKABICILIK
|
OSMAN BEDRİ SAĞÇOLAK |
|
ÇARŞIDA AYAKKABICI ESNAFI
(Lütfen izinsiz kopyalamayınız!) |
Bu kısımda Kemaliye’de ki ayakkabıcılığın benim
aklımın erdiği bizzat görüp bilgim dahilinde olan
zamanlarını yazacağım. Böylelikle daha sıhhatli bilgi
verebileceğimi tahmin ediyorum. Benim aklımın erdiği
seneler ki 1940’lı senelerdir.
O senelerde çarşı içerisinde 69 tane ayakkabıcı,
kunduracı ve tamirci esnafı vardır. Bunlardan 49 tanesi
ayakkabıcı esnafı, 14 tanesi kunduracı esnafı, 6 tanesi
de tamirci esnafıdır. Bunlardan ayrı olarak, 2 tane saya
dikimi yapan saraç ve köylerde seyyar tamircilik yapan
kişilerde bu zümreye dahil edilebilir. Tarihi 5-10 sene
geriye götürdüğümüz zaman, bu rakamın üstüne 20 esnaf
daha ekleniyor. Bunlarla beraber ayakkabıcı ve kunduracı
esnafının sayısı çarşı içerisinde 89 dükkana yükseliyor.
Biz yine mevcudiyetine yetişmiş olduğumuz 69 esnaf
adedine döneceğiz. Ayakkabıcı esnafının çarşı içerisinde
belli bir semte veya sokağı yoktur. Çarşının her yerinde
vardır ve her dükkan tam faal çalışan dükkanlardır. Her
dükkanda ustanın kuvvetine ve dükkanın büyüklüğüne göre
2-3 kişi bazı dükkanlarda daha fazla kalfa, işçi, çırak
sınıfından kişilerin çalıştığı görülür. Eskiden bir
ayakkabıcı dükkanı tarif edilirken 1 kulaç yere bir işçi
oturtulur denilerek sanatta çalışan kalabalığın derecesi
tarif edilirmiş.
Meslekte çalışan işçi ve
çırakların, şehrin içinden olduğu kadar Apçağa,
Sırakonak, Bahçe, Ariki, Yuva, Toybelen, hatta sandık ve
Yaka gibi köy ve uzak mahallelerden, her sabah bir ahenk
içinde posta posta çalışmaya geldikleri ve akşam
döndükleri görülürdü.
Müstakil dikiciler de vardır. Bunlar ya işini
aldıkları dükkanın bir köşesinde, veya evlerinde belli
bir ücret mukabili ayakkabının yalnız dikimini yapan
kişiler idi. İyi bir dikicinin günde 10 çift bir dikim
yapacağı hesaplanır. Eskiden günde 20 çift, 30 çift
ayakkabı dikebilen müstesna dikicilerin olduğunu
duymuşuzdur.
Bütün bunlar gösteriyor ki Kemaliye’deki
ayakkabıcılık sanat dalında büyük bir iş ve çalışma
istihdamı mevcuttur. Şehrin ticaret hayatında çok önemli
mevkisi vardır ayakkabıcılığın.
Hesaplar da açık olarak bunu göstermektedir.
Şöyle ki, bizim zamanımızda rastlayan ve adedini 49
olarak tespit ettiğimiz ayakkabıcı esnafının, az bir
kısmı haftada bir kanat, çoğunluğu haftada iki üç kanat,
gene bir kısmı haftada altı kanat kösele işleyebilen
dükkanlar idi.
Kemaliyeli olup ta bugün yaşantılarını
Kemaliye’nin dışında sürdüren, memleketine ya seyrek
gidip yahut da uzun zaman gidemeyen, hemşehrilerimizin
ve bilhassa genç nesillerin, ana vatanları olan
Kemaliye’nin geçmişteki sanat hareketlerini ve ticari
faaliyetlerini, dedelerinin ne ile nasıl uğraştıklarını
bir nebze öğrenmeleri veya bilenlerin hatırlamaları ve
ruhi, manevi bir doyuma kısmen ulaşabilmeleri için güzel
bir teşebbüs başladığını görmekteyiz.
GURBET Gazetesinin kıymetli gayretleriyle
başlatılmış olan- Kemaliye “EĞİN” Sanat ve Kültür
zenginliklerini araştırma ve açığa çıkarma mevzulu
teşebbüste.
Kemaliye’de- Ayakkabı, terlik ve zenne sanatı
konusunun tetkik ve inceleme bilgileri de benden
istenmiştir.
Bilgimizin erişeceği noktaya kadar bu konuyu
incelemeye ve anlatmaya çalışacağız.
Esasen Kemaliye’deki bu sanat dalının,
geçmişteki beceri ve faaliyetlerini biz yaştaki bir
insanın layıkıyla bilip anlatması, yazması, mümkün
değildir. Bugün bir mevzuda sorup danışacağınız, bilgi
alacağınız sanatla uğraşmış eski kişilerden de hemen
hemen kimsede kalmamıştır.
Sanat hakkında bundan evvel yapılmış bu tip
bir araştırma ve incelemeye de rastlanmamaktadır.
Ancak gene de bu mevzuda gerçeğe en yakın ve
doğru bilgiler verebileceğimi tahmin ediyorum.
Bu bilgiler benim Kemaliye’de ayakkabıcılık
sanatında bilfiil çalışmış olmamın verebileceği bilgiden
ziyade, şu hususlardan kaynaklanmaktadır. Ailemin
dedemiz dahil amcalarıyla, dayılarıyla geçmişte
ayakkabıcılık mesleği ile uğraşmış kişiler olması. Daha
önemlisi, rahmetli babam Hasan SAĞÇOLAK’ ın (Hortikoğlu)
bu mesleğe mensup olup, mesleğine çok seven, mesleğine
saygı duyan bir kişi olması, sanatın geçmiş
zamanlardaki faaliyetlerini çok iyi bilip bize sağlam
bilgilerle çok defalar nakletmiş olması beni bu hususta
bilgi sahibi kılmıştır.
Aynı zamanda ayakkabıcılık sanat dalının
Kemaliye’de çok canlı olduğu zamanlarda kısmen yetişmiş
bulunuyorum. Kemaliye’nin büyük şehirlere göç yoluyla
boşalıp bugünkü haline gelmesi kısa denilebilecek bir
zaman içinde olmuştur.
Osman Bedri SAĞÇOLAK
İSTANBUL- HAZİRAN 1985
Mevzuumuz olan Kemaliye’de ayakkabıcılık
sanatının anlatımına geçmeden evvel, Kemaliye’nin
“EĞİN” geçmiş zamandaki ticaret hudutlarına ve şehrin
canlılığına bir göz atmak gerekiyor.
Biz Kemaliye’nin çok canlı ve kalabalık
olduğu zamanlarına kısmen yetiştik. Fakat burada esas
olan bizden daha evvelki zamanlarıdır. Aklımızın ermeğe
başladığı o seneleri ele alır ve büyüklerimizin
anlattıkları bilgileri de buna katarsak, görüyoruz ki
Kemaliye yakın denilebilecek bir zaman evveline kadar,
büyük bir nüfusa sahiptir.
Şehir içi, bağlı nahiyeler ve köyleri ile
kalabalık bir yerleşim bölgesidir. İdari hudutları da
bugünkü hudutlarından geniştir.
Bugün birer ayrı ilçe olan Ilıç ve
Ağın o zamanlar Kemaliye’ye bağlı nahiyelerdir.
Kemaliye’nin yalnız şehir içi nüfusunun yakın geçmiş
tarihte 17.000 kişi olduğunu ve Kemaliye’nin bu haline
yetiştiklerini anlatan yaşlı kişileri biz dinlemişizdir.
Tabi nahiye ve köyleri de bu oranda
kalabalıktır.
Bugün görülen büyük şehirlere göç etme , daha
çok kazanma fikri o zamanlarda hemen hemen kimsede yok.
Bugünkü gibi uzaklar yakında değil. Eğer bir zaruretten
dolayı gurbete gidenler olsa bile muvakkat zaman ve bir
miktar kazançtan sonra memlekete dönmek kaydıyla
gidiyor. Çünkü mutlak mesken ve mekan “EĞİN”
Kemaliye’dir.
Herkes yöresine gönülden bağlıdır. Köylüsü
köyüne has ticaret ve ziraatla, şehirlisi mensup olduğu
sanat dalında zevk ve sebatla, uğraşan huzurlu bir
topluluktur Kemaliye.
Bazı günler çarşıda alış-veriş yapmanın,
insan kalabalığından zor duruma geldiğini, mahalle
aralarında seyyar satıcıların olduğunu, ekmek
satıcılarının olduğunu, mahallelerde bekçi sistemi
bulunduğunu, bazı günler köylülerin gelmesiyle o zamanın
nakil vasıtası sayılan hayvanların çarşı içindeki 8 adet
han ve avlularına sığmayarak, çarşı kenarı bahçelere
çekildiğini, çok defalar dinlemişizdir babalarımızdan.
Kemaliye o zamanlar her yönüyle mükemmeldir.
Mektebi vardır, medresesi vardır, rüştiyesi vardır, alim
kişileri önemli şahsiyetleri vardır. Atalarımız yörenin
imarına da büyük önem vermektedirler. Şehir ve köyler
son derece bakımlı ve mamurdur. Devrilen bir kaldırım
taşı aynı gün yerine konmaktadır.
Bugün görülen bahçelerin çoğu, o zaman var
olup, bugün yıkılmış olan binaların arsalarıdır.
İşte geçmişteki böyle bir Kemaliye’de çevre
ilçelerin hiçbirinde rastlanmayan, her çeşit esnaf ve
sanatkarın bulunduğu büyük ve düzenli bir çarşı sistemi
vardır. Çarşı, eski kışla bugün ki hastanenin alt
kısmından başlar, bir irtibat içerisinde aşağıdan Fırat
kenarına kadar uzanır. Bugünkü ana çarşının alt
kısmında Gümrükçü mahallesinde, Küçük Çarşı namıyla bir
çarşı daha vardır. Daha aşağıda su kenarı ise
Kemaliye’nin o günlerde iskele ve limanı durumundadır.
Şehrin buğday, arpa cinsi yiyecekleri ile yakacak
kısmının büyük bir bölümü su yoluyla gelmektedir.
Kereste ihtiyacının tamamıda Fırat yoluyla
gelir. Kemah mıntıkasından gelen çam kerestelerini
burada doğrayan büyük hızar atölyeleri vardır. Bunlara
mağazalar denir. Bu kısımlar hep ana çarşıya hizmet eden
çarşı bölümleridir.
Kemaliye Çarşısı bölgenin ticaret
merkezidir. Bölge halkının ihtiyacı olan her çeşit mal
ve hizmet yörenin şartlarına uygun evsafta ve bölge
nüfusunun ihtiyacını karşılayacak güçtedir. Bazı ara
mallar hariç Kemaliye hudutları dışından hiçbir imalat
Kemaliye’ye girmez.
Esnaf dürüst ve
karakterlidir. Yaptığı işin hakkını verir, dayanıklılığa
dikkat eder erbap ve güvenilir esnaftır. İnsani ve
İslami ölçüler içersinde çalışır. Tamahtan uzak, kanaat
sahibidir.
Çarşı esnafı arasındaki dayanışma
ve muhabbet her yerde rastlanmayacak ölçüdedir.
İşte bu hususiyet ve
meziyetlerden dolayı, Kemaliye’nin ticaret çemberi
geniştir.
Nahiye ve köylerine ilaveten
güney cihetlerinde Ağın (eskiden bağlı nahiye) ve
köyleri, bir kısım Arapkir köyleri, Çemişkezek köyleri,
kuzey cihetlerinde Ilıç (eskiden bağlı nahiye) ve
köyleri, Kuruçay, Kemah, Refahiye, mıntıka ve köyleri
batıda Divriği köyleri.
Yaz aylarında Sarı çiçek yaylasına Malatya
yöresinden gelen Sinanlı, Paçikanlı, Reşollu
aşiretleri, Munzur yaylası ve Sulaç bölgesine gelen,
Şavak aşiretleri Kemaliye’den alış-veriş yapan
bölgelerdir. Çünkü bu bölgelerin insanları hayvani ve
zırai mahsullerini Kemaliye çarşısında rahatlıkla
satabildikleri gibi ihtiyaçları olan her cins malı da
çarşıda rahatlıkla bulabilmektedirler.
AYAKKABICILIK
SANATININ KEMALİYE’NİN TİCARETİNDEKİ YERİ
|
Kısa hatlarıyla bir nebze belirtmeye çalıştığımız o
günlerin Kemaliye’sinde “EĞİN” ve Kemaliye’nin o
zamanlardaki ticaret ve sanat faaliyetlerinde,
ayakkabıcılık sanat dalının şehrin ticaret hayatında
büyük bir yeri olduğunu görmekteyiz.
Ayakkabıcılık sanatıyla uğraşan esnaf, çarşı içinde
diğer sanatlarla uğraşan esnafa nazaran, en kalabalık
esnaftır, çok mensubu vardır. Ayakkabıcılık mesleği de
bölgenin en geçerli mesleğidir. Çünkü bölge nüfusunun
zaruri ihtiyacı olan ayakkabı, yörenin arazi şartlarına
uygun olarak ancak oradaki tecrübeli ayakkabıcı esnafı
tarafından imal edilebilmekte ve dayanıklılık neticesi
ancak bu şekilde alınabilmektedir. Büyük şehirlerde imal
edilmiş bir ayakkabının bölge arazisinde kısa bir zaman
içinde yıpranması ve maliyetinin de yüksek olması
dışardan Kemaliye hudutları içersine ayakkabı girmesini
mümkün kılmaz.
Nüfusun çok kalabalık olduğu o dönemlerde
bütün ihtiyaç ayakkabı ve kundurasıyla, tamamen yerli
yapımdan karşılandığı gibi ilçe hudutları dışına yukarda
bahsettiğimiz bölgelere de önemli miktarlarda ihraç
edilir. Bu satışlar seyyar tüccarlar ve o yörelerden
gelip mal alan gene seyyar esnaflar eliyle olur.
Mesleğin yetişme kadrosu da geniştir. Tahsil
imkanlarının az olduğu o devirlerde çocuğuna bir meslek
seçmek durumunda olan ana-baba, çocuğuna o zamanların
geçerli sanatı olan ayakkabıcılık mesleğini seçer. Hatta
çıraklık dönemlerinde bir veya iki sene çocuğuna
çalışmasından dolayı bir ücret talep etmez. Yeter ki o
mesleğe mensubiyeti garantileşsin ve yeter ki o mesleği
öğrensin.
Mesleğin yörede evvelden kullanılan ismi
YEMENİCİLİK’ tir. Ayakkabıcılık ismi yaygın ve
şümullüdür, daha sonra kullanılıyor. Sözlükte yemeni
kaba ve hafif dikişli ayakkabı diye geçiyorsa da,
Kemaliye’de ki yemeni tipleri çeşitleri ve yapımı
itibarıyla ayrı özellikler taşır. Zaten yemeni daha
ziyade çok eskiden yarım hasıl çön’lerle yapılan
ayakkabı tipleridir. Meslek sonradan kendini
Yenilemeyi bilmiş, Çapula ve Mokosen tiplerinde
geçmiş ve karma bir ayakkabı imalatı meydana gelmiştir.
Yani her cins ayakkabı yapılabilmiştir.
Mesleğin İslami bakımdan piri HASAN’İ BASRİ
Hazretleridir. Kemaliye’deki ayakkabıcılık mesleği
faaliyetlerinde Cumhuriyetten evvelki tarihlerde, Dernek
veya Cemiyet sistemine rastlanmıyor.
Onun yerine sanatta usta ve itibarlı
kişilerden oluşan bir heyet, bir teşekkül var. Sanatı
öğrenmiş dükkan açmak isteyen bir kişinin sanatı öğrenip
öğrenmediğine, güvenilir bir esnaf olup olmayacağına, bu
heyet devreye girip karar veriyor. Eğer karar olumlu ise
o kişiyi yetiştiren usta, kişiyi Ahiler denilen ve o
zamanlar Bahça’da ikamet etmekte olan Ahi teşkilatına
götürüp, ustalık duası yaptırıyor, ondan sonradır ki
kişinin güvenilir bir usta, sanatkar olduğu, esnaf
sınıfına girmiş olduğu kabul edilmiş oluyor.
|
ÇARŞIDA AYAKKABICI
ESNAFI |
Bu kısımda Kemaliye’deki ayakkabıcılığın
benim aklımın erdiği bizzat görüp bilgim dahilinde olan
zamanlarını yazacağım. Böylelikle daha sıhhatli bilgi
verebileceğimi tahmin ediyorum. Benim aklımın erdiği
seneler ki 1940’lı senelerdir.
O senelerde çarşı içersinde 69
tane ayakkabıcı, kunduracı ve tamirci esnafı vardır.
Bunlardan 49 tanesi ayakkabıcı esnafı, 14 tanesi
kunduracı esnafı, 6 tanesi de tamirci esnafıdır.
Bunlardan ayrı olarak, 2 tane saya dikimi yapan saraç ve
köylerde seyyar tamircilik yapan kişilerde bu zümreye
dahil edilebilir. Tarihi 5-10 sene geriye götürdüğümüz
zaman, bu rakamın üstüne 20 esnaf daha ekleniyor.
Bunlarla beraber ayakkabıcı ve kunduracı esnafının
sayısı çarşı içerisinde 89 dükkana yükseliyor. Biz yine
mevcudiyetine yetişmiş olduğumuz 69 esnaf adedine
döneceğiz. Ayakkabıcı esnafının çarşı içerisinde belli
bir semte veya sokağı yoktur. Çarşının her yerinde
vardır ve her dükkan tam faal çalışan dükkanlardır. Her
dükkanda ustanın kuvvetine ve dükkanın büyüklüğüne göre
2-3 kişi bazı dükkanlar da daha fazla kalfa, işçi,
çırak sınıfından kişilerin çalıştığı görülür. Eskiden
bir ayakkabıcı dükkanı tarif edilirken 1 kulaç yere bir
işçi oturtulur denilerek sanatta çalışan kalabalığın
derecesine tarif edilirmiş.
Meslekte çalışan işçi ve
çırakların, şehrin içinden olduğu kadar Apçağa,
Sırakonak, Bahça, Ariki, Yuva, Toybelen, hatta Sandık ve
Yaka gibi köy ve uzak mahallelerden, her sabah bir ahenk
içinde posta posta çalışmaya geldikleri ve akşam
döndükleri görülürdü.
Müstakil dikiciler de vardı. Bunlar ya işini
aldıkları dükkanın bir köşesinde, veya evlerinde belli
bir ücret mukabili ayakkabının yalnız dikimini yapan
kişiler idi. İyi bir dikicinin günde 10 çift bir dikim
yapacağı hesaplanır. Eskiden günde 20 çift, 30 çift,
ayakkabı dikebilen müstesna dikicilerin olduğunu
duymuşuzdur.
Bütün bunlar gösteriyor ki Kemaliye’deki
ayakkabıcılık sanat dalında büyük bir iş ve çalışma
istihdamı mevcuttur. Şehrin ticaret hayatında çok önemli
mevkisi vardır ayakkabıcılığın.
Hesaplar da açık olarak bunu göstermektedir.
Şöyle ki bizim zamanımıza rastlayan ve adedini 49 olarak
tespit ettiğimiz ayakkabıcı esnafının, az bir kısmı
haftada bir kanat, çoğunluğu haftada iki üç kanat, gene
bir kısmı da haftada altı kanat kösele işleyebilen
dükkanlar idi. Biz bunun ortalamasını ele alıp her
dükkanın haftada en azından iki kanat kösele
işleyebildiğini kabul edersek Çarşı ayakkabıcı
esnafının, bir hafta içinde 98 kanat kösele işlediğini
görüyoruz. Bu miktara kunduracı esnafı ve tamirciler
dahil değildir ve rakam asgaridir. Çünkü biz uzun zaman
kösele satışıyla da meşgul olmuşuzdur.
Her kanat köseleden irili ufaklı 23-25 çift
ayakkabı çıkar. Gene hesaba göre bir kanat köseleden 24
çift ayakkabı çıktığını kabul edersek, Kemaliye
Çarşısında bir hafta içerisinde imal edilen ayakkabı
miktarı 2.350 çift ayakkabıdır. Bu ayda 9.400 çift eder.
Bunun üstüne 13 adet kunduracı esnafının aylık 100 çift
kundura imalatını da eklersek 9.500 çift oluyor.
Kemaliye ayakkabı sanatındaki bir aylık imalatının
sayısı.
Esnafın 7 aylık dikim ve yapım sezonunda ise
66.500 çift ayakkabı ve kunduraya ulaşıyor bu rakam. Bu
miktar senelik imalattır. Zira senenin geriye kalan 5
ayında, hem bölgenin iklim şartlarından dolayı alışveriş
ve dikim yapım olmaz, hem de esnaf gelecek sene
içerisinde yapacağı ayakkabıların yüzlemesini sayasını
beş aylık kış mevsiminde hazırlar.
O zamanlar bu bir sene içerisinde yapımı
gerçekleştirilen bu miktar bir ayakkabının, çevre
ilçelerin hiçbirinde yapımı mümkün olmadığı gibi, çevre
illerde bile mümkün değildi.
Bugün dahi bu miktar bir ayakkabının çevre il
ve ilçelerin herhangi birinde yapımı veya büyük
şehirlerden getirilip satılması bile mümkün
gözükmemektedir.
Her ayakkabı bir sene dayanıklılık
gösterebildiğine göre, bu demektir ki Kemaliye’de o
zamanlarda bir senede 66.500 kişiye ayakkabı
giydiriliyordu. Burada akla şöyle bir sual gelir.
1940’lı senelerde Kemaliye’de bu miktar ayakkabıyı
tüketecek nüfus var mıydı?
Yazımızın bir bölümünde Kemaliye’nin ticaret
çemberini çizerken, şehrin ve köylerinin o zamanki
kalabalık nüfusuna ilaveten alışveriş hudutlarının
nerelere kadar uzandığını, satış imkanlarının nerelere
kadar hitap ettiğini, bilhassa ayakkabıcılık iş kolunun
satış uzantılarını belirlemek için yazmıştım. Tabi ki
bölge de o nüfus var idi.
Kemaliye Çarşısında o tarihte mevcut olan ayakkabıcı
esnafını bir ekrana getirmişçesine sayıp tanıyalım. Bu
sıralama çarşıdaki sokak durumuna göre olacaktır.
-
Sadullah Akbal Kardeşler. Sandıkbağlı.
-
Abdurrahman Çamkerten Usta. Sandıkbağlı.
-
Ahmet Bali Usta. Sandıkbağlı.
-
Mehmet Serttaş Usta. Yuva Köyü
-
İhsan Baştaş Usta. Emürgilin.
-
Bekir Sağçolak Usta. Hortikoğlu.
-
Hasan Sağçolak Usta. Hortikoğlu.
-
Alişan Usta. Sandıkbağlı.
-
Hasan Demirok Usta. Mahdigilin.
-
Sayit Usta.
-
Mehmet Bezikoğlu Usta .
-
Hacı Günay Usta. Yaka Köylü
-
Ömer Tarlabaşı. Usta. Arikili.
-
İbrahim Rabatlı Usta.
-
Mustafa Türkmen Usta.
-
Ahmetturan Nalcı Usta.
-
Türkmen Naci Usta.
-
Hacı Eski Ali Usta.
-
Hasan Yurdakul Usta. Apçağalı.
-
Şakir Dündar Usta.
-
Bekir Türkmen Usta.
-
Hacı Ahmet Usta. Hacıeskigilin.
-
Hüseyin Özgenel Usta. Bahçeli.
-
Hüsnü Dayının oğlu Ahmet Usta.
-
İsmail Usta. Babaşerifgilin.
-
Sahak Usta.
-
Mustafa Usta. Çarhogilin.
-
Ahmet İpek Usta. Ökkeş.
-
Hüseyin Usta. Adikgilin.
-
Alibabagilin Mehmet Usta. Yaka Köylü
-
Kaya Tütüncü Usta. Şürüustagilin
-
Hüsnü Çıplak Usta
-
Osman İpek Usta. Topal Osman.
-
İpekligilin Ali Usta. İllorik.
-
Mustafa Gür Usta. Mehleli Delibaş.
-
Osman Usta. Baligilin.
-
Osman Bekir ve Hüseyin Ustalar. Narvelligilin.
-
Mehmet Yağcı Usta. Köçenli.
-
Bekir Usta. Toybelen Köyü
-
Ali Usta. Çevlikli.
-
Hasan Bilen Usta. Arabacı.
-
Mehmet Dündar Usta.
-
Mehmet İpek Usta.
-
Mahmut İpek Usta
-
Osman Özgenel Usta.
-
Fayık Usta. Yaka Köylü
-
Hacı Hasan Vanlı Usta.
-
Osman Bilen Usta. Sarı Osman.
-
Ahmet Usta. Arapoğlu.
-
ihsan Usta.
-
Mustafa İpek Usta.
-
Şükrü Usta. Arikili.
-
Salih Tamay Usta. Hoca Salih Sandıkbağlı.
-
Hasan Usta. Apçağalı.
-
Adil Usta.
-
Bedri Soybay Usta.
-
Sami Usta.
-
Minas Usta. Toybelen Köylü
-
Mahmut Usta.
-
Mustafa Türkmen Usta.
-
Hasan Usta. Toybelen Köylü
-
Fikri Usta. Ariklili.
-
Nuri Usta. Karakoç Köylü
-
Mehmet Morgül. Gıdirik.
-
Sarı Halil Usta. Ariklili.
-
Melek Hüseyin Usta.
-
Ömer Usta.
-
Mustafa Usta.
-
Dapurlu Dursun Usta.
Tarihi 5-10 sene evveline götürüp bizim
faaliyetlerine yetişemediğimiz, çok yakın zaman
evvelinin ayakkabıcı ve kunduracı esnafı.
-
Ali Soybay
-
Şükrü Usta. Tütüncü.
-
Baba Rıza.
-
Alikayagilin Cevdet Usta.
-
İllonik Mehmet Usta.
-
Ömer Tevfik Ariklili
-
Hakkı Yeloğlu.
-
Abdullah Usta. Alikayagilin.
-
Ahmet Usta. Hatipgilin.
-
İsmail Usta. Hacıeski.
-
Mehmet Ali Eren Usta. Bahçe Hocası.
-
Mehmet Bali Sandıkbağlı.
-
İhsan Usta. Çevlikli.
-
Salim Usta. Kösegilin.
-
Hasan Usta. Mısırlıgilin.
-
Bekir Usta. Hacı Tahirin’in oğlu.
-
Mustafa Usta Kelaligilin.
-
Agop Usta.
-
Malım Ağa.
-
Hasan Usta. İllonik.
Ekseri ustanın soy isimlerini bilemediğimden
mensup oldukları lakaplarını yazdım.
Ayakkabıcı ve kunduracı ustalarını geri
tarihlere doğru incelediğimizde yemenicilik
ayakkabıcılık kısmının en eski ustasını Hacı Yusuf
Mahallesinden bağcı Hacı Mahmut Ağa’nın oğlu Ahmet Usta
olarak tespit edebiliyoruz. Kunduracı kısmının en eski
ustasının da İpekgilin Mustafa Usta’nın olduğunu
öğreniyoruz.
Daha evvelsine ait bilgileri bugün için
bulmak mümkün olmuyor.
İMAL EDİLEN
AYAKKABI CİNSLERİ
|
Kemaliye’de yapılan ayakkabı cinsleri ise
şöyledir:
Ayakkabıcılıkta erkek kısmı.
1. Boccikli yemeni : Sağı solu olmayan, burnu
sivri ve yukarı kıvrık ağız kısmı yaşmaklıdır. En eski
yemeni tipidir. Bu ayakkabı her iki ayağa giyilebilir
bir yapıya sahip oluşundan aşınma yönünden ekonomik bir
yapıya sahiptir. Yüz vaketa ve sahtiyan.
2. Çapula : Sağlı sollu
burun sivri yüzde ayrı renklerden şekillenmiş deri
eklentileri vardır. Yüz vaketa ve sahtiyan arkada
ayakkabıyı giyerken çekmeye yarayan boccik.
3. Mokosen tipi : Şimdiki mokosen ve
molyer tipi ayakkabıların yemeni cinsidir. Yüz vidala.
4. Terlik : Yüz sahtiyan
veya ince vidaladan.
5. Çocuk boyu.
6. Mest ve Çedik : Yüz ince vidala
sahtiyan ve gılaseden yapılır. Taban ince kösele veya
yüze kullanılan derilerden olabilir.
Ayakkabıcılıkta zenne kısmı.
1. Simsiz zenne : Ağız kısmı yaşmaklı,
burun köşeli kıvrık, yaşlı kadın ayakkabısı. Yüz
sahtiyan.
2. Simli zenne : Ağız yaşmaklı, burun
köşeli ve kıvrık yan kısımlarda ve yüz kısmında, güzel
şekiller üzerine sarı beyaz simlerden ve aralarına
karıştırılan pembe kırmızı yün iplerinden işlenmiş ara
boşluklara gene bir şekil üzerine pul vurulup,pul
altlarına renkli kağıtlar konulmuş, güzel görünüşlü
ayakkabı. Yüz sahtiyan.
3. Filer : Yüz kısmı
kısa, kırmızı veya mavi sahtiyandan, her tarafı simlerle
işlenmiş ağız zehi simle dikilmiş pullu, pul altı
deliklerine renkli kağıtlar konulmuş zarif ve güzel
gelinlik ayakkabı. (Bazı köylerde bu ayakkabı olmadan
bir kızın gelin çıkması düşünülemez.)
4. Terlik : Derinin
düğümlenerek boyanıp güzel şekillerin meydana çıktığı
elvan denilen sahtiyandan yapılır. Simli tipleri de
vardır.
5. Zenne mestleri : Gayet ince vidala ve
bilhassa sahtiyandan yapılır.
6. Zenne ot mesti : Yüz kısmı portakala ve
limon rengi sarı sahtiyandan, alt kısmı yarım hasıl
köseleden yapılan şimdilerin yarım botu şeklindedir.
Bilhassa karşı geçe köylerinin ot ve ekin hasatları
zamanında giydikleri ayakkabıdır.
7. Zenne çocuk boyu.
8. Kalik cinsi.
Kunduracılıkta.
1. Potin kaloş : Eskilerin gelin
ayakkabısı. Yüz vidala ve makine teğeliyle işli potin ve
kaloştan yani potinin üstüne kaloş tabir edilen mahmuzlu
bir alt kısmın giyilerek, mahmuzları birbirine raptolan,
komple biçimde bir ayakkabı.
(Tabi biz ona yetişemedik.)
2. Erkek çizmeleri körüklü, körüksüz.
3. İskarpin zenne ve erkek.
4. Ağaç çivili kundura zenne ve erkek.
Esnaf imalatını bilhassa ayakkabıcıkta satışa arz
usulü ile yapar. Yani devamlı imalat halinde çalışır
idi. Eğer alıcı mevcutların dışında ayakkabı isterse
buna ısmarlama denilir, malzeme seçileceğinden yapımına
daha fazla itina gösterebileceğinden, fiyatı da farklı
olurdu.
|
AYAKKABI YERLİLİK DERECESİ |
Ayakkabı ve kunduranın yapımında diğer
malzeme ve unsurların yanında iki ana malzeme sınıfı
vardır. Bunlardan biri kösele (gön) diğeri saya
(yüzleme) kısmı. Bunlardan kösele hariç ayakkabı
yapımında bütün unsurlar bilhassa ayakkabıcılığın ilk
zamanlarında hemen hemen yüzde yüz yerli imkanlardan
karşılanmakta ve temin edilmektedir.
Saya (yüzleme) kısmını teşkil eden bütün
deriler vaketa sahtiyan, sarı sahtiyan, elvan, meşin
bütün bunlar Kemaliye tabak esnafı tarafından imal
edilir. Ayakkabıcılık ve tabaklıkta kullanılan bütün
boyalar toprak boya, cehre boyası olarak gene mahalli
boyalardır. Kalıplar kalıp yapıcıları veya ustanın
bizzat kendisi tarafından yapılır. Model, endeze, biz,
iplik, çiriş, balmumu, tezgah, hatta takımların büyük
bir kısmı da yerli yapımdır. İlk zamanlar sayanın
dikimi, ağız zehleri, çatıları hep elde dikilir. Çivi
kullanılmasın diye ökçe köselesinin de tabana dikişle
dikildiğini biliyoruz. Muşta ve bıçkılardan yerli
yapımlar vardır.
Sanat, yalnız kösele, sim, iğne gibi bazı
malzemeleriyle dışarıya bağımlıdır.
Tabi kösele sanayi oldukça ağır bir sanayi
olduğundan, memlekette imalatı yapılamaz, dışarıdan
temin edilir.
İlk zamanlarda kösele yarım hasıl gön olarak Tokat’ın
Zile ilçesinden ve Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesinden gelip
işleniyor. Yarım hasıl gönün özelliği suda çok yumuşayıp
işlenti kolaylığı verip kuruduktan sonra normal
sertliğine ulaşmasıdır.
Pek makbul bir kösele türü sayılmaz. Yarım hasıl gön
sonraları yerini İstanbul işlentisi manda köselesine
bırakıyor.
Ve İstanbul’un en tanınmış kösele fabrikalarının
mamulleri Kemaliye ayakkabıcılık sanatında kullanılmaya
başlanıyor.
Bunlar Atunyapağı, Altınparmak, Mehmetrasim,
Fotidulos, Alekodolos, Karaahmetbeyler marka çok meşhur
köselelerdir.
Ve bu köseleleri getirip satan tüccarlar vardır. Çok
eskiden Apçağa köyünden Şahnikoğlu, Azaryan Boğoz, Hacı
Emirağagilin Sakıp Efendi, İbrahim Efendi, Mehmet Çakır
Efendi, Sırzılı Sabri Efendi, Hortik Hasan Efendi, Osman
Bilen Efendi kösele getirip satan tüccar ve esnaflardır.
Bir ara Elazığ mamulu köselelerde işlentiye girer.
Saya (yüzleme) ayakkabının önemli kısmıdır.
Esnaf kış mevsimini gelecek sene içinde yapacağı
ayakkabının saya kısmını yapmakla geçirir. Sayalar erkek
ve zenne tamamen Kemaliye tabak esnafının mamul ettiği
derilerden yapılır. Erkek sayasında videla, sahtiyan ve
meşin kullanılır. Zenne sayasında sahtiyan, sarı
sahtiyan, elvan, meşin kullanılır.
Kışın her dükkan durmadan saya keser, kesilen
saya erkek sayası ise astarları kesilir, çirişle
yapıştırması yapılır, astar kenarları kesilip çatılar
çatılır ve ağız zehleri dikilir. Çatı düğmeleri vurulur.
Gereken işlemler yapılır.
Zenne sayası ise kesilen sayanın cinsine göre
sim şekilleri bıçkılarla açılır. Sim sarması yapılır.
Sim sarması önemli ve zaman alıcı bir iştir. Bu yüzden
dükkan personeli ve eli bu işe yatkın olan ayakkabıcı
ailesinden herkes, kışın sim sarar. Hususi sim sarıcılar
da vardır. Simler sarılır, yüzleme pullanır,
yapıştırması yapılır. Yapıştırma esnasında tıraşlanmış
deri parçaları sayanın içine şimdiki fort bombe
vazifesini görecek bir vaziyette konur. Bu ayakkabının
yüzünün çökmemesini ve biçimli durmasını temin eder.
Gene çatılar çatılıp ağız zehleri dikilir.
Eskiden bu dikişler yerli yapım boyalı bir iplik
cinsiyle cildan denilen bir takım yardımıyla tamamen
elde dikilirmiş. Tabi sonraları bu dikişler makineyle
dikilmeye başlanıyor. Bu faaliyet kış boyu dükkanda
sürüp giden saya yapım faaliyetidir.
Sabahleyin güneş daha Zincirlikaya’ ya
inmeden esnaf dükkanlarını açmaya başlamış, işçiler ve
çıraklar bir bir gelmektedirler. Çıraklar dükkanları
süpürüp, toprak testilerle yakındaki çeşmeden
getirdikleri soğuk sularla dükkanın içini ve önünü
sulaya dursunlar, başka bir işçi de ayakkabı
dükkanındaki küpün suyunu dükkanın önünden akan arka
dökmektedir. Gelen taze sularla küpün suyu da
değişilmiştir.
Usta ya yakındaki kahvede sabah çayını içmekte ve
oradakilerle sabah sohbeti yapmakta, yahut ta kahveci
çırağının getirdiği çayı dükkanda içmektedir. Usta, işçi
, çırak meşin önlüklerini takmışlar herkes oturduğu
tezgahın etrafını düzenlemekte, takımlar yerli yerine
konularak tanzim edilmektedir. Yağ taşlarına yağ
akıtılarak o gün çalışacak bıçkı, bıçak, biz gibi
takımların bileme işleri yapılmaktadır.
Sabahın o saatinde açılan dükkanların kepenk ve istor
sesleri, alınan verilen selamlar, bir birleriyle hal
hatır eden şakalaşan esnaf ve işçiler, esen sabah meltem
rüzgarlarıyla ses veren yaprak hışırtıları, arklardan
akan suların sesi, bambaşka bir sabahtır. Böylece esnaf
o günkü çalışma nizamına girmektedir.
Biz şimdi ayakkabının yapımına bir göz atalım,
Ayakkabının yapımına doğranacak gönden başlanır. İsim
yazılarak ıslanma havuzuna atılmış kösele akşamdan
sudan çıkarılmış ve doğrama kıvamına gelmiştir. Usta onu
tavlanmış ceviz beli tezgahın üstüne açar, karşısına
keserken tutacak bir yardımcı alır. Çünkü keseceği
kösele kalın ve sağlamdır. Kösele doğrama işi narik tipi
bir bıçakla yapılır. Tezgahın üstüne açıp doğradığı
köselenin neresinden hangi boy ayakkabının köselesinin
alınacağını, ayakkabının pençesine neresinin ökçesine
neresinin geleceğini, usta bilir. Ve nasıl endeze
atılırsa bir çift daha fazla kösele çıkabileceği de gene
ustanın maharetine bağlıdır: Bu kaba doğramadır.
Doğranan köselelere numara veya işaretleri vurulmuş
olarak yığılır.
Bundan sonra köselenin mıntıkasına göre tersi gevşek
yani talaşlı olanları geniş tıraş bıçkılarıyla
tıraşlanarak dikiş için sağlam bir zemin meydana
getirilmiş olur. Ondan sonra muştalama yapılarak esneme
payı alınır ve çaprazlamaya geçilir. Çaprazlama esas
dikim endezesine göre köselenin kesilmesidir.
Çaprazlanan kösele kalıbın ve ayakkabının tam şekli
demektir. Çünkü dikici dikimini bu çizgiye göre
yapacaktır. Ekseri usta derz çizgisini göz tahminiyle
açarlar idi. Yalnız bu iş ustalık ve maharet isteyen bir
iştir. Çünkü ayakkabının şekli umumiyetle bu çizgiye
bağlıdır. Bundan sonra saya seçilip dikime geçilir.
İplikler hazırlanır, uçlar açılır, iğnelere bedrüslenir.
İplik mumlu vaziyettedir.
Eskiden bu dikiş iplikleri pamuk halinden mamul
haline kadar hepsi Kemaliye’de yapılırdı. Pamuktan
eğrilen ipliklerin katları çoğaltılarak ıslatılıp büyük
ağır kırmalarla bükülür çok sağlam iplikle yapılırdı.
Sonraları Antep ve İstanbul işi fabrikasyon ipliklere
dönüşülmüştür.
Dikici sayanın dikilecek kısmını ıslatır, biz denilen
dikim tığıyla köselenin tersi sayanın doğrusuna gelmek
kaydıyla, arka orta hizadan dikmeye başlar, Dikimde, çok
maharet isteyen bir iştir. Dikici diktiği ayakkabının
yüz taksimatına iyi yapamazsa, dikişlerini iyi çekemezse
çatıları eğerse, biz kalınlığını iyi seçemezse, köseleyi
büzüştürürse, dikişleri fazla büyük atarsa, dikilen
ayakkabıda biçim ve şekil aramak beyhude olur. Oltan
dikiş tabir edilen bu dikişle ayakkabıyı dikip kalıba
tam oturtmak monte yoluyla ayakkabıyı kalıba oturtmaktan
çok zordur.
Dikilen ayakkabı ters görünümlüdür, bir miktar
ıslatılıp yardımcı takımlarla tersi, doğrusuna çevrilir
ve kalıba çekilir. Kalıp ayakkabının içine muşta
darbeleriyle itilip uzun çekeceklerle arka oturtulur.
Dikim esnasında büzüşen kösele kenarlardan kerpetenle
çekilir. Taban kuvvetle muşta ve çekiçle dövülerek içte
dikişlerin yatması, dışta düzgün bir kösele sathı
meydana gelmesi temin edilir. Yüz kısmı çekilerek
dövülerek veya çivilenerek ayakkabıya güzel bir biçim ve
görünüm verildikten sonra, bir müddet kurumaya terk
edilir. Bir miktar kuruyan ayakkabının kenar
bıçaklarıyla kenarı alınır. Kenar tiftikleri
yatıştırılır, boyanır, ökçesi çakılır, ökçe kenarı
alınır daha sonra kalıptan çıkarılır, iç astarı koyulur.
Bağlıysa bağları takılır çatılır ve dükkanı çepeçevre
dolaşan raflardaki çivilere asılır. Her dükkan da sıra
sıra raflara asılmış ve kalıplı olarak raflara dizilmiş
çok sayıda ayakkabılar görülürdü.
Ben burada bir yemeni, veya bir mokosen tipi
yahut da genelde bir ayakkabının nasıl yapıldığını kısa
ve ana hatlarıyla anlatmaya çalıştım. Halbuki yapımda
daha bir çok teferruat olduğu gibi, ayakkabının
çeşitleri itibariyle yapımlarında farklılıklar da
vardır. Fakat ben burada ayakkabının nasıl yapıldığının
dersini verecek değilim, buna gerek de yoktur.
Bizim bu yazımızda anlatmak istediğimiz esas
husus, Kemaliye’deki ayakkabıcılık sanatının, geçmişteki
kapasitesi, çalışma ve iş istihdamı, bölgenin ticaret
hayatına olan katkısı ve bu sanat dalının imalatındaki
yerlilik derecesi hususlarıdır.
Bu hususların bir ilçeye göre hayli ihtişamlı
bir düzeyde olduğunu görüyoruz.
Bugün bu ihtişamın yerinde yeller esmektedir.
Şimdi Kemaliye’de tek kişiyle çalışan 5 veya 6
ayakkabıcı esnafı görmekteyiz. Bunlar sanatın geçmişine
vefakarlık borcu verircesine Kemaliye’de sanatlarını
icra ediyorlar.
Vaktiyle bütün esnaf çağın icapların uyup
makineleşmiş bir ayakkabı sanayiine geçebilseydi
şüphesiz Kemaliye ayakkabıcılık sanatı bölgede, uzak
mıntıkalara kadar hitap edebilecek bir ayakkabı üretim
gücüne sahip olurdu.
Tabi bu yapılamamıştır.
Herkes işin kolayını seçip zarureti dahi
olmayanlar, türlü bahanelerle memleketi terk edip büyük
şehirlere göç eden kişiler olmuşuzdur.
Kemaliye’nin bugünkü haline gelmesinde,
dışarıya göç eden her kişinin az çok payı vardır.
Üstelik aklı az çok her şeye erebilen
Kemaliye’lerden birçoğumuz her nedense memleketimize
karşı bir lakayıt içerisindeyiz.
İnşallah bundan sonra memleketimiz hakkında
doğabilecek bir iş ve faaliyet imkanlarında bütün
hemşehrilerimiz takatları ölçüsünde daha tesirli bir
faaliyet içerisine girilebilen kişiler oluruz, Gönül
bunu istiyor.